Çocuğun özgürlüğü de nereden çıktı demeyin...Baskı
ve dayatmaların olmadığı bir hayatı kim istemez? Küçük büyük her bireyin
yeteneklerinin sağlıklı gelişimi özgür ortamda olabilir ancak. Dikkat!
Çocuğun baskıya ve dıştan yapılan karışmalara hiç tahammül etmeyen bir
yapısı var!
Eğitimci ve pedagogların haklı olarak en çok üzerinde durdukları ve
duyarlılık gösterdikleri konu, çocukların özgür bir şekilde
yetiştirilmesidir.
İnsan merkezli olan özgür eğitim ortamında yetişecek kuşakların kaynak
olacağı toplumlarda da, doğaldır ki, özgür ve demokratik bir atmosfer
oluşturacaktır. Bu ise insanca yaşamanın bir gereğidir.
Çocuğun otoriter olmayan karakter yapısını, ailenin ahlaki yapısından
kurtulmasında gören eğitim akımının ateşli savunucularına rağmen,
çocukların özgürlüğün havasını teneffüs edecekleri yer çekirdek toplum
olan aileden başkası olamaz. Çocuk sevgiye son derece gereksinim duyar ve
onun gelişip büyümesi de sevgi ortamında gerçekleşir.
Güvenin Kaynağı Anne Kucağı...
Sevgilerin en güzeli ve en tatlısı anne şefkati olmadan büyüyen bir
çocuğun duygusal yönü eksiktir. Anne şefkatini başka hangi kurum
sağlayabilir ki! "yetim" kavramının esprisi de bu sevgi fenomeninin
yokluğundan başkası değil. Kucağa alınan ve okşanıp sevilen çocukların
sevilmeyen çocuklara oranla gelişmeleri çok daha hızlı olduğunu yapılan
araştırmalar göstermiştir. Bu nedenle çocuk, anne kucağına, annenin
sevgisine, okşayışına bir gıda kadar gereksinim duyar. Sevgi çocuğun aynı
zamanda güvenliğini sağlayan bir unsurdur. Güvenliği sağlanamayan bir
çocuk çeşitli korkuların etki alanı dışında kalamaz. Her an kendini
korkular karşısında bulan bir çocuk nasıl özgür olabilir?
Çocuğunuza Bir Yetişkin Gibi Davranın?
Çocuk yetenek potansiyeli ve sayısız duygu zenginlikleriyle doğar. Dış
çevreden etkilenmesi de yetişkin insandan geri değil. Bu nedenle ona,
yanlış anlam verilen çocuksu muamelesi yapmak hiç uygun düşmez. Tam aksine
yetişkine gösterilecek özenden daha fazlasını çocuğa göstermek yerinde bir
davranıştır. hele aileler, yani anne-babalar, çocuklarına bir çocuk gibi
değil, bir yetişkin gibi davranmalıdır.
Anne-baba, çocuğun bu yönünü göz ardı edemez. Özellikle 0-6 yaş arasındaki
çocuğa gereken pedagojik eğitim verilmezse, duygu dünyası sevgiyle
doyurulmazsa, yeteneklerinin gelişmesi engellenirse, ikide bir istekleri
bastırılırsa, bu çocuktan ileriki yaşlarda dengeli bir davranış beklenmesi
düşünülemez. Çocuğun potansiyeli engellendiğinde birtakım davranış
bozuklukları göstermesi kaçınılmazdır. Gelişimini olumsuz etkiler. Ünlü
psikanalist Karen Horney, psikopatolojinin , genelde, kötü şartların
çocuğun potansiyellerini gerçekleştirmeğe yönelik olarak büyümesine engel
olduğundan ortaya çıktığını söyler.
Sağlıklı ve dengeli insanların geçmişleri araştırılsa, çocukluklarının
özgür bir eğitim ortamında geçtiği görülür. Karakter gelişiminde de özgür
ve sağlıklı ailenin rolü büyüktür.
Böyle bir ailede çocuk, özgür bir ortam bulacağından gerek sevgide ve
gerekse yetenek gelişiminde bir engelle karşılaşmayacaktır. Çocuk en
azından bir çiçek gibidir. Nasıl ki, çiçek gereksinim duyduğu su, hava ve
güneş olmadan açamazsa, engellerle dolu bir ortamda canlılık ve
parlaklığını gösteremezse, çocuk da sevgi, güven ve dayanaktan mahrum bir
şekilde sağlıklı gelişemez. Zehirli hava çiçeği kuruttuğu gibi,
engellemeler de çocuğun tüm potansiyelini kurutur.
Saksınıza mı Yoksa Çocuğunuza mı Daha Çok Düşkünsünüz?
Anne-babanın çocuklarını sevmesi şüphe götürmez. Ama çoğu kez saksılara
gösterdikleri özeni çocuklarından esirgeyebiliyor ya da çocuklarının
eğitiminde yapılması gereken çok şeyleri ihmal edebiliyor. Kuşkusuz bu
durum, anne-babaların çocuk eğitimi konusunda daha çok şeyler
öğrenmelerinin gereğini ortaya koyuyor. Çocuğa özgür davranışlar
kazandırmak kolay değil. Her şeyden önce ailelerin bunu benimsemeleri
gerekir. Sağlıklı bir toplum, buna bağlı olarak herkesin rahatça
isteklerini ifade edebileceği engelsiz bir hayat tarzının ortaya çıkması
da buna bağlı. Toplumun temel taşı olan ailenin, çocuk terbiyesinde özgür
eğitimin kurallarını çalıştırması sonucunda ortaya çıkan, insan
yaratılışına uygun, baskı ve dayatmalardan uzak hayat tarzı yalnız bireyi
değil, bütün toplumu etki alanına alır. Haklı isteklere karışılmadığı ve
tüm yeteneklerin doğal seyrinde olduğu cennetimsi bir dünya ancak böyle
kurulur.
Güven Özgürlüğün Dayanağı...
Güven duygusu bir çocuk için en büyük dayanak ve özgürlük olgusunun da
temel taşıdır. Güvencede olmayan hiç kimse kendini özgür görme hakkına
sahip değil. Çocuk bu güveni, en zayıf olduğu bebeklik yaşında anne
kucağından başka bir yerde bulamaz. Güvenlik gereksinimi çocukta olduğu
gibi, yetişkinde de psikolojik bir ihtiyaçtır. Çocuk olsun, büyük olsun
güvence de olmayanlar, doğalarında var olan yetersizlik nedeniyle
kendilerini rahat hissedemezler. Bu nedenle de herkes korkularını yenecek
bir güce dayanma gereksinimini duyar. Belki de inançların en büyük kaynağı
insandaki bu duygu olsa gerek. Yeni psikolojinin kurucularından Abrahom
Maslov da çocuğun bu yanını gündeme getirerek , özgür davranış gösterme ve
sağlıklı gelişme için güvenlik gereksiniminin mutlaka giderilmesinin
gereğine işaret etmektedir: "Genelde ancak kendini güvende hisseden bir
bebek sağlıklı gelişmeye açık olacaktır. Güvenlik gereksiniminin
giderilmesi gerekmektedir. Giderilmeyen güvenlik gereksinimleri her zaman
içten içe doyurulmak için diretecek ve ilerlemeye engel olacaktır."
Çocuk güvenliğe doyuyorsa seçimlerini de kendisi yapacak, dolayısıyla
kendini özgür hissedecektir. Güvenliğe doyan çocuk, isteklerini dile
getirme ve gerçekleştirme aşamasında, birilerini ya da bazı şeyleri
kaybetme korkusuna/fobisine girmeyecektir. Demek özgür olmanın temelinde
güvenlik vardır. İşte çocuğun bu gelişme aşamasında anne-babaya düşen
görev büyüktür. Anne-baba bu güven ortamını, çocuğun yeteneklerini
köreltmeden, belli kalıplara sokmadan ve yönlendirmeden hazırlamalıdır.
Çocuğun sevgiye doymuş bu güveni aile ortamının dışında bulması mümkün
değil. Anne sefkati /sevgisi, çocuk için en büyük gereksinim ve güveni
sağlayan psikolojik bağdır. Ailelerin sevgiyi verme, yaşatma ve güveni
sağlama sanatını bilmiş olması da arzu edilen çocuk eğitimini
kolaylaştıracak ve buna bağlı olarak demokratik ortamların oluşmasına
neden olacaktır.
Çocuğunuz Nesne mi, Özne mi?
Çoğu aileler, çocuklarını yalnızca evlerinin süsü, neşesi ve oyuncak bir
bebek gibi algılar. Aşırı sevgilerinden kaynaklanan bu coşku duygu
yanılgısına da neden olur. Bu da tutum ve davranışlara yansır. Çocuklarını
bir özne değil de nesne olarak görmeye başlarlar. Çocuğa olan bu bakış
açısı çocuğun gelişimine ister istemez olumsuz etki yapacaktır. Oysaki
çocuk ailede bir özne olarak görülmelidir. Anne_baba çocuğu bir özne
olarak gördüğünde, yani ona kişilik verdiğinde, çocuğun özgürleşme
sürecini de başlatmış olacaktır.
"En küçük bebeğe bile geleceğin dünyasında yerini alacak bir kişi olarak
saygıyla davranın. Kendi kolayınıza gelen şeyler için, ya da aşırı önem
vermekten aldığınız haz için çocuğun geleceğini feda etmeyin; bunların her
biri öteki kadar zararlıdır. Her alanda olduğu gibi burada da doğru yolun
izlenebilmesi için sevgi ve bilginin bir araya gelmesi gerekir."
(Bertrand Rusell)
Çocuğun yetişkin kişiliğinde kabul edilmesi gerektiğini söyleyen Joel
Spring, "Çocuk mümkün olduğunca küçük yaşta minyatür bir yetişkin, şu anda
yetişkinlere bahsettiğimiz bütün hak ve ayrıcalıklara sahip bir kişi
olmalıdır." ifadeleriyle de güzel bir şekilde özetlemktedir.
Paulo Freire de özgür çocuk yetiştirme yönteminde aşırı fikirleri de olsa,
şu yorumu ile önemli bir gerçeği dile getirmektedir: "İnsan olmakla hayvan
olmak rasındaki fark bilincin kullanılması ve tarihin yapılmasına özne
olarak katılmaktır. Bir nesne olarak davranılan çocuk bir hayvan muamelesi
görüyordur. Bir özne olarak davranılan çocuk ise bir insan muamelesi
görmüş olacaktır."
Çocuğunuzu Yıkıcı Yetiştirmek Elinizde!
Çoğu aileler bu gerçeği göz ardı eder ve çocuklarına ilk yaşlarda çok
duyarlı davranmaları gerekirken, nesnellik muamelesini sürdürmüş olurlar.
Ya potansiyelini var saymadan çok korumacı, ya da kişiliklerini
görmezlikten gelerek aşırı baskıcı bir tutum sergilerler. Ailelerin bu
tutumu, kendilerinin de farkına varamadıkları, gizli bir şekilde genç
kuşağın yıkımını hazırlamış olur. Çocuklara yapılan pedagojik olmayan
karışmalar, ileriki yaşlarda gerek aileler ve gerekse toplum için de çok
pahalıya mal olur. Nitekim Erich Fromm da bu gerçeği kesin bir şekilde
dile getirerek eğitimden sorumlu olanları daha duyarlı olmağa çağırır:
"Tüm veriler bize, gerek çocukların ve gerekse yetişkinlerin gelişim
süreçlerine dıştan yapılan karışmalar ve baskıların, ruhsal ve zihinsel
bir çok sorunun, özellikle de yıkıcılık eğiliminin, en önemli nedenleri
olduğunu göstermektedir."
Görülüyor ki, gerek aileler ve gerekse genç kuşakların eğitimleri üzerinde
doğrudan rol oynayan kurumlar, bireyin ve toplumun özgürleşmesinde oldukça
etkindir. Her hangi bir engele uğramadan bütün yeteneklerin gelişimi
olarak ortaya çıkan özgür eğitim, çocuğun doğumundan, hatta doğmadan
önceki dönemden başlayarak ölüme kadar devam eden bir süreçtir. Bu süreç
yalnız bireyi değil, toplumun tüm kesimlerini içine alarak devam
etmelidir. Ama çocuk bu sürecin en önemli unsurudur.
Sonuç: Çocuğunuza Katma Değeriniz Nedir ki...
Çocuğun özgür olarak yetişmiş olması doğuştan getirdiği bir çok değerlerin
sonucudur. Çocuk her şeyden önce buna layıktır ve yetişkinde olması
gerekenin çoğuna sahip bir kişilik sahibidir. Çocuğun kişiliği, değerleri
ve buna bağlı olarak gereksinim duyduğu şeyler görmezlikten gelinemez.
Çocuğun bu psikolajik gereksinimleri, özellikle aileler tarafından göz
ardı edilmemelidir. Şunu unutmamak gerekir ki, çocuk her şeyden önce
geleceğimizdir.
Melike ŞENNUR / Yeni Eğitim Dergisi